22 Kasım 2016 Salı

TÎR - MOUNTAINS


Soğuk bir kış gecesi, çatı katındaki şöminenin karşısında oturup şarabımdan yudumlarken terasa gelen bir kuzgun, gagası ile hafif bir şekilde cama tıkladı ve irkilerek kendime gelmeme sebep oldu. Ateşi izlerken kendimden geçmiş, farklı diyarlara gitmiştim adeta. Önce soğuktan üşüdüğünü ve bu sebepten içeriye girmek istediğini sandım. Yerimden onu ürkütmeden doğruldum. Yavaşça kapıyı araladığımda, soğuk rüzgarı da peşinden sürükleyerek içeriye girdi. Bu kadar cesur olmasını beklemiyordum doğrusu ama o kara gözlerini bana dikmiş, bir şeyler anlatmak istercesine ötüyordu. Elimi uzattım başına doğru. Sonra sağ bacağına gümüş rengi incecik bir iple sarılmış parşömeni gördüm. Dikkatlice ipi çözüp parşömeni aldım. Minik parşömeni açtığımda, içerisindeki kendisi gibi minicik yazılmış olan yazılar, bir an aynı kuzunun bacağına bağlı olan gümüş iplik gibi parladı. O sırada dışarından uğultuyla bir kez daha rüzgar doldu içeriye. Hemen kapattım kapıyı. Kuzgun kanatlarını açıp silkelendi ve şaşkın bakışlarım arasında şöminenin önüne gidip kendini ısıtmaya başladı. Ben de minik parşömeni alıp çalışma masama geçtim. Yazıları okumak neredeyse imkansızdı. Masanın üzerindeki şamdanın üç mumunu yaktım. Sonra bir büyüteç alıp mum ışığında parşömeni okumaya başladım. 

Sevgili Cem, 
Sana bu mesajı uzun süre önce haritalarda geçmeyen topraklardaki kadim dağlarda yerleştiğim evimden yazıyorum. İnzivaya çekildiğim bu dönemde bana ulaşma fırsatın olamadı şüphesiz. Buradan dış dünyaya haber uçurmak da normal şartlarda mümkün olamıyor ama uzun yıllar üzerinde çalıştığım büyü kitapları, bana beklentimin üzerinde yetenekler ve güçler kazandırdı. Bunları seninle de paylaşmayı isterdim ama senin veya herhangi birinin ağır bedeline katlanmasını beklemek haksızlık olur. O yüzden bir şekilde eğittiğim kuzgunun sana getireceği bu mesaj ile yetineceğim. Bir yandan bu dağları görmeni ve benimle uzun yürüyüşlere çıkmanı o kadar çok isterdim ki. Bu yüzdendir, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi sana müzik olarak ulaştırmaya karar verdim. Duyacağın melodilerle yanımda olmasan bile buranın kadim güzelliğini sana yaşatmayı umuyorum arkadaşım. Sana gönderdiğim kuzgunu kucağına alıp kulağına hafifçe 'Dağlar' diye fısılda ve kayıt cihazının açık olduğundan emin ol. Sonrasında arkana yaslanıp gözlerini kapatarak buraya küçük bir ziyaretin tadını çıkart. Umarım bir gün tekrar görüşme fırsatımız olur. 
Dağların huzuru ve ruhu seninle olsun.
Oytun. 

Dediği gibi yaptım ve kayıt cihazını devreye aldıktan sonra şöminenin karşısında keyifle kendini ısıtan kuzgunu kucağıma aldım. Yüzümü ona doğru yaklaştırıp 'Dağlar' diye fısıldadım. Sonra etrafım birden dönmeye başladı gibi bir hisse kapıldım ve ortalık karardı. Sonrası bir rüya olmalıydı. Zirveleri muhtemelen yüzyıllardır karlarla kaplı dağların arasında hafifçe süzülmeye başladım ve bir yandan da o insanın içine işleyen melodiler doldurdu ruhumu. Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum ama uyandığımda sabah olmuş, kuzgun gitmiş, şömine sönmüş,oda soğumaya başlamıştı. Gözüm kayıt cihazına gitti. Çalıştırdığımda rüya olduğunu sandığım melodiler tekrar doldurdu odanın içerisini. Kayıtları müzik paylaşmanın en sıcak yolu olan kasetler ile çoğaltıp meraklıları ile buluşturmak bir görevdi artık benim için. İsmi de şüphesiz 'Dağlar' olacaktı.

Aniden gelen bir esindi camları zorladı. Dışarıda kar yağmaya başlamıştı. Şömineye odun atmak üzere yerimden kalktım. Yapılacak çok iş vardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder